Öz güven nedir, nasıl oluşur?

Yazar:

Kategori:

Bu yazıda, “Özgüven nedir?” sorusunu merkeze alarak, aslında kendimizle ve hayatımızla ilişkimize göz atmaya davet ediyorum sizi. Kendimizi ve hayatımızı özgüven kavramı üzerinden anlama çabamızda bize psikoloji kılavuzluk edecek.

Özgüven, hayatımıza nasıl yön verdiğimizi belirleyen (ve gösteren) en önemli kavramlardan biridir. Bu yazıda, aşağıdaki soruların cevaplarına ulaşabileceksiniz:

  • Özgüven nedir?
  • Özgüven bizim için neden önemlidir?
  • Özgüven nasıl oluşur?

Öncelikle özgüven kavramıyla yakın duran ve dolayısıyla da zaman zaman karıştırılan birkaç kavramı psikoloji açısından kısaca ele almama müsaade edin.

Öz (benlik) nedir?

İngilizce karşılığı self olan benlik, tüm yönlerimizle kendimizi algılamamızı tanımlayan bir kavramdır. Kendi kişiliğimize ilişkin kanaatlerimizin toplamıdır benlik. İç dünyamıza dönüp, BEN dediğimizde ortaya çıkan ve sadece bizim görebildiğimiz şey benliktir. Böyle baktığımızda, olumlu benlik veya olumsuz benlik algısından bahsedebiliriz. Kabaca söylemek gerekirse, kendimize bakışımız olumlu veya olumsuz olabilir.

Özsaygı (Benlik Saygısı) Nedir?

Özsaygı İngilizcede self esteem olarak karşılık buluyor. Özsaygı, özümüzü (benliğimizi) beğenme derecemiz olarak düşünülebilir. Bazı uzmanlarca benlik saygısı, benliğimizin duygusal yanı olarak kabul edilmektedir. Böyle bakıldığında yüksek özsaygı, kendimizi beğenmeyi değil, kendimizi değerli bulmayı ifade eder.

Öz-yeterlik Nedir?

Öz-yeterlik, yeteneklerimizi, becerilerimizi, kabiliyetlerimizi değerlendirmemizle ilgili bir kavramdır. Bir işi başarıyla yapabileceğimize, bir işin altından kalkabileceğime olan inancımızı ifade eder öz-yeterlik. Daha spesifik (belirli) durumlar için kullanılır. “Matematik dersinden başarılı olabilecek miyim?”, “Evlilikteki sorumluluklarımın altından kalkabilecek miyim?” sorularına vereceğimiz cevaplar, öz-yeterlik algımızla ilgili olabilir.

Öz güven nedir?

Psikoloji ile ilgileniyorsanız, hazırlıklı olmanız gereken ilk durumlardan biri şudur: Psikolojideki pek çok kavramın tek bir tanımı yoktur. Söz konusu kavramlar, pek çok kuram ve kuramcıya göre değişik anlamda kullanılmaktadır. Özgüven (self-confidence) kavramı için de aynı durum geçerlidir. Dolayısıyla, “Özgüven nedir?” sorusunun cevabını araştırırken ulaşacağınız sonuç, çeşitlilik arz edebilir. Ben burada, psikoloji literatüründeki bazı özgüven kavramlarını sizinle paylaşmak istiyorum. Belki, paylaşacağım tanımlardan sonra siz, kendi özgüven tanımınızı üretebilirsiniz.

“Özgüven, davranışların en önemli belirleyicilerinden biri olup, bireyin kendine yönelik olumlu yargılarının olması, kendini ve olayları kontrol edebileceği inancı, kendini sevmesi, yeterli olduğunu düşünmesi, değerinin farkına varması, kendisiyle barışık olması, kendini olduğu gibi kabul etmesi, kendini tanıması gibi durumlarla ilgili bir kavramdır.”

İstiyorsanız, alttaki başlığa tıklayarak, “Özgüven ne demek?” sorusuna verilen başka cevaplara da ulaşabilirsiniz.

Özgüven Ne Demek – Farklı Tanımlar (Tıklayın)

“Özgüven, genel bir özellik olmaktan daha çok bireyin belli bir aktiviteyi başarılı biçimde yerine getireceğine yönelik inancı ve bireyin kendi yargı, yetenek, güç ve kararlarına güven duymasıdır.”

“Özgüven, bireyin kendisini değerli hissetme yargısıdır.”

“Özgüven, kişinin kendi yeteneklerine kesin inancıdır.”

“Özgüven, bireyin kendisine yönelik iyi, olumlu duygular geliştirmesi sonucu kendini iyi hissetmesi, bu iyi hissetme sonucunda kendisiyle ve çevresindeki kişilerle barışık olması şeklinde tanımlamıştır.”

“Özgüven, başarısızlıktan kaçınarak, başarılı olmaya eğilim sağlayan, sosyal kabul ve değersizlik hissine karşı geliştirilen bir içsel ihtiyaçtır. Diğer bir ifadeyle özgüven, bir kimsenin bir olayın üstesinden gelmekteki yetisi ve başarısı olarak algılanmaktadır.”

“Özgüven, kişinin bedeni ve davranışıyla kendi dünyası üzerinde denetim ve egemenlik kurduğunu bilmesidir.”

“Özgüven, bireysel durumlara özgü veya geçici bir tutum değil, aksine genel bir kişilik özelliğidir.”

Özgüven duygusu kişinin yaptıklarının onaylanması ile oluşan ve kişide zorlukları, yaşamda karşılaşabilecek problemleri kendi iç kaynaklarına, kendi gücüne, kendi yeteneğine ve kendi zekasına dayanarak aşabileceği yolundaki düşüncesidir.

“Özgüven, doğuştan gelmeyen, yaparak kazanılması gereken, hayatta karşılaşılan sorunlarla baş edebilme yeteneğidir.”

“Özgüven, kişinin kendisini değerlendirmesi ve kendisinden memnun olup olmaması sonucu oluşan öznel bir olgudur. Olumlu veya olumsuz olabilir (düşük-yüksek özgüven), statik değildir. Koşullara, konuma, gelişmelere göre değişebilir. Kişinin yüksek veya düşük özgüvenli oluşu, kişinin davranış ve hislerini farklı yönlerde etkiler.”

Umarım yukarıdaki tarifler, “Özgüven nedir?” sorusuna kişisel bir cevap oluşturmanıza yardımcı olmuştur. Çünkü, “Özgüven nedir?” sorusuna vereceğiniz kişisel cevap, daha sonra cevaplamaya çalışacağımız, “Özgüven nasıl kazanılır (veya artırılır)?” sorusu için son derece belirleyici olacaktır.

Öz güven bizim için neden önemlidir?

Özgüven biz insanlar için son derece önemli bir kavramdır. Psikoloji alanında yapılan pek çok çalışma, özgüvenin insan davranışları ile ilişkisini ele almaktadır.

Özgüveni yüksek olan biriyseniz, kendine güveni ve  başarma arzusu olan, zorluklardan yılmayan, iyimser, yeni düşünce ve deneyimlere açık, araştırmacı, insan ilişkilerinde rahat, sevecen, sorumluluk sahibi ve atılımcı bir kişisinizdir. Yüksek özgüveniniz aynı zamanda, kendinizi saygın ve kabul edilmeye değer, yararlı ve önemli bir kişi olarak algılamanıza yardımcı olur. (Yazarken bile insana son derece çekici geliyor 🙂 )

Özgüveniniz düşük ise, kendinizi başarısız ve değersiz görürsünüz, ve reddedilme korkusu ile sevgi alışverişine girmekten kaçınırsınız. Günlük yaşamdaki problemlerinizi çözemeyeceğinize inanır, sürekli olarak çaresizliğin stres ve kaygısını taşırsınız. Etrafınızda olan bitenlerden çabuk etkilenir ve başkalarına bağımlı bir yaşantı sergilersiniz.

Özgüven çeşitleri nelerdir?

Psikolojide, özgüvenin, kişinin kendisiyle ilgili iki boyutundan bahsedilir:  “Sevilebilir olma” ve “yeterli olma” algısı. Kendimizle ilgili bu algımız, bebeklikten başlayarak, tüm yaşamımız boyunca ailemiz ve yakın çevremizle olan ilişkilerimiz sonucunda gelişmektedir. Çocukluk yaşamlarımızdaki anne, baba, teyze, hala vb. önemli yetişkinlerle olan ilişkilerimizin etkilerini her zaman içimizde taşırız. Okula başlamamızla birlikte, öğretmenlerimiz ve arkadaşlarımız bizim için önemli varlıklar olmaya başlarlar. Tüm bu ilişki ve deneyimlerimiz sonucunda, kendimizi değerli veya değersiz, yeterli veya yetersiz olarak algılama eğilimi taşırız.

Psikolojik sorun yaşayan insanlar üzerinde yapılan araştırmalar, özgüven eksikliğinin insanları yetersizlik duygusuna ve köklü bir cesaretsizliğe ittiğini göstermektedir.

Psikoloji literatüründe, iç özgüven ve dış özgüven olmak üzere iki değişik özgüven yaklaşımından bahsedilmektedir.  İç özgüven, kendimizden memnun ve kendimizle barışık olduğumuza dair inancımız ve bu konuda hissettiklerimiz; dış özgüven ise, dışarıya kendimizden emin olduğumuz şeklinde verdiğimiz görüntü ve davranışlardır.

İç özgüveniniz sağlam ise şu tutumları sergileyebilirsiniz: Kendini tanıma, kendini sevme, kendine açık hedefler koyma ve pozitif düşünme vb.

Dış özgüveniniz sağlam ise şu tutumları sergileyebilirsiniz: Sağlıklı iletişim becerileri, kendini iyi ifade edebilme, kendini ortaya koyabilme, duygularınızı kontrol edebilme vb.

Özgüvenin büyük oranda temel çocukluk yaşantılarından hareketle şekillendiğini söylemiştik yukarıda. Çocukluk yaşantılarımıza bağlı olarak, bazılarımızda iç özgüven, bazılarımızda dış özgüven gelişme gösterebilir. Bazılarımızda her ikisi de gelişirken, bazılarımızda her ikisi de düşük seviyede kalabilir.

Varsayalım ki, çocukken çabalarınız ve başarılarınız takdir edildi, fakat fiziksel görünümünüz eleştirildi. Bu durumda iç özgüveniniz gelişme gösterirken dış özgüveninizin gelişiminde sorun  oluşabilir.

Özgüven  sahibiysek, yeteneklerimiz hakkında pozitif ve gerçekçi bir anlayışa sahip oluruz. Diğer taraftan, özgüven eksikliği ise, kendinden şüphe duymak, pasiflik, boyun eğme, aşırı uyum gösterme, yalnızlık, eleştirilere karşı hassas olma, güvensizlik, depresyon, aşağılık duygusu ve sevilmediğini hissetme gibi durumlarla ilişkili olabilir. İfade ettiğim bu negatif duygular, düşük özgüvenin etkisiyle ortaya çıkabilirken, özgüvenimiz de bu durumlardan negatif yönde etkilenebilir. Yani özgüven eksikliği yalnızlığımı tetiklerken, yalnızlığım da özgüvenimin azalmasına yol açabilir. Bu cümleyi kalın puntoyla yazdım ve altını çizdim; çünkü ilerde bize lazım olacak.

Özgüveniniz yüksekse,  başkalarını kıskanmazsınız ve onların yaşamlarını olumsuz etkileyecek davranışlardan kaçınırsınız. Hatta başkalarının mutlu olması için gayret bile edebilirsiniz. Ancak, özgüveniniz düşükse başkalarını kıskanırsınız.

Düşük özgüvenliyseniz, mutluluğunuz için çabalamazsınız; çünkü işin başında mutsuzluğu kabullenmiş ve durumun değişmeyeceğine kendinizi şartlandırmış olabilirsiniz.

Özgüven, psikolojik açıdan basit bir özellik olarak görülmesine karşın, değişkendir ve başka birçok özellikle bağlantı içindedir. Doğuştan kazanılan bir özellik değil, çocukluktan itibaren yavaş yavaş gelişen merkezi bir özelliktir. Hayat boyunca yaşanan düş kırıklıkları ve ruhsal yaralanmalar sistematik olarak insanın özgüvenini zedeler. Yaşam boyu ne kadar çok düş kırıklığı yaşarsa, kişinin özgüveni de o derece azalır, korkularıysa çoğalır. Dolayısıyla özgüven kavramı iyimserlik ve karamsarlıkla sıkı bir ilişki içerisindedir. İnsan doğuştan belirli bazı yeteneklere ve farklı zeka düzeyine sahiptir. Belki de en önemli nokta şudur: İnsan hiçbir zaman, “özgüvene sahip” ya da “özgüvenden yoksun” bir birey olarak dünyaya gelmez. Özgüvenin oluşumu ve gelişimi tamamen yaşamla ilintili bir durumdur.

Özgüvenli kişi yeteneklerinin farkındadır. Neyi yapabileceğini, neyi yapamayacağını bilir. Yani güçlü ve zayıf yanlarını tanır. Yeteneklerini çok iyi kullanır. Girişken olduğu için yeni şeyler denemekten çekinmez. Özgüveni gelişmemiş kişi kendini yeterince tanımadığı için yeteneklerinin farkında değildir. Neyi başarabileceğini bilmez. Onun bildiği tek şey, hiçbir şey yapamayacağıdır. Kendinde gurur kaynağı olabilecek bir yan bulamaz. İçe kapanık ve depresyona daha yatkındır.

Kendine güvensizlik diğer insanlarla olan ilişkilerde kendini gösterir. Zorluk çektiğimiz tüm insan ilişkileri özgüvenimize zarar verebilir. Bir durum kişinin kendisini kötü hissetmesine yol açıyor ise, o kişi o konuyla ilgili kendine olan güvenini yitiriyor demektir. Az ya da çok özgüven sahibi olmak yetenek ile değil kişilik ile ilgilidir. Yaşamdan memnun olmak özgüven eksikliğinin ortaya çıktığı durumlarda oldukça zordur. Özgüven eksikliği, belirli (spesifik) durumlarda ortaya çıkabileceği gibi, hayatın genelinde de kendini gösterebilir; ancak özellikle kişiye zor gelen olaylar karşısında daha da artabilir.

Özgüven nasıl oluşur?

Özgüvenin oluşumunda üç temel bir de ilave olmak üzere dört etkenden bahsedebiliriz. Bu, literatürde rastladığım bir yaklaşım değil. Dolayısıyla, benim sahip olduğum ve sizinle paylaşmak istediğim bir bakış açısını gösteriyor. Özgüvenimizin şekillenmesinde etkili olduğunu düşündüğüm faktörleri şöyle sıralayabilirim:

1. Doğuştan getirdiğimiz özellikler ve başımıza gelenler: Doğuştan getirdiğimiz özellikler (genetik etki), sahip olduğumuz potansiyele işaret etmektedir. Neyi ne kadar yapabileceğimizle ilgili bir referans oluşturur bizim için. Mesela, ne kadar olduğunu kesin olarak bilemesek de, hepimizin zekasının bir kapasitesi vardı. Daha zeki olanlarımız, zeka alanlarına göre daha başarılı olma ihtimaline sahiptir. Uzun boylu olanlarımızın basketbolda başarılı olma ihtimali daha fazladır. Aynı şey, fiziksel özelliklerimiz için de geçerlidir. Bazılarımız bazılarımıza göre daha çekici olabiliriz. Bütün bunlar da, kendimizle ilgili algımızın şekillenmesinde etkili olabilir.

Doğuştan getirdiğimiz özellikler, başımıza gelenlerle faklı bir hal alabilir. Mesela doğuştan çok güzel bir çocukken, bir trafik kazası sonucu yaralı bir yüz sahibi olabiliriz.

2. Maruz kaldığımız yetiştirilme tarzı: Doğuştan getirdiğimiz tüm genetik materyali bir hamur gibi düşünelim. Ellerinde doğup büyüdüğümüz insanlar, bu hamuru şekillendirme kuvvetine sahipler. Anne babamız bize, “sevilesi bir varlık” olduğumuzu hissettirirlerse, biz de kendimizi “sevilesi bir varlık” olarak deneyimleriz. Şayet “kusurlu bir varlık” olduğumuzu hissettirirlerse bize, biz de kendimizi “kusurlu bir varlık” olarak algılar ve kendimize dair “yoğun utanç duyguları” besleriz.

3. İçinde yaşadığımız sosyal çevre: Aynen maruz kaldığımız en temel yetiştirilme tarzı gibi, içinde yaşadığımız sosyal çevrenin de üzerimizde bir etkisi söz konusudur. Yani sadece annemizin dediği değil, komşumuzun dediği de özgüvenimizin oluşumuna etki ediyor. Arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz gibi, muhatap olduğumuz tüm insanların etkilerini bu grupta değerlendirebiliriz.

Harika bir genetiğe, çok iyi ebeveynlere sahip bir çocuk düşünelim. Bu çocuk, bir cinsi sapık tarafından tecavüze maruz kalsın. Ne kadar iyi bir geçmişi olursa olsun, bu çocuk yaşadığı travmadan  muhtemelen etkilenecektir. Söz konusu etkilenmenin içinde, özgüven zedelenmesi de olabilecektir.

4. Kendi tutumlarımız: Bu kısım, özgüvenimizin şu anki halinde bizim de etkimizin olduğunu ifade ediyor. Evet, doğuştan bir hamurla dünyaya gelmiş olabiliriz ve bu hamuru bir dönem bizim dışımızdakiler şekillendirmiş olabilir. Ancak, belli bir zamandan sonra, kendi hamurumuzu şekillendirme hakkı, şansı ve sorumluluğuna sahip olduğumuzu düşünüyorum. Bunu  nasıl yapabileceğimizi, yazının sonraki bölümlerinde ele almaya çalışacağım. Ama şunu bilmenizi isterim ki, kendi iç dünyamızı ve hayatımızı yeniden inşa etme çabası, bizi insan yapan en önemli çabalardan biri olacaktır. Çünkü bir kedinin böyle bir gücü ve sorumluluğu yok.

Umarım bu makaleyle, “Özgüven nedir, ne demektir?” sorusuna bir cevap verebilmiş oldum. Özgüvenle ilgili düşüncelerinizi, yazının yorum kısmından benimle paylaşabilirsiniz.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir